FITRAT NEDİR?

FITRAT

 Fıtrat F-T-R kökünden türemiş bir kelimedir. Yaratma anlamına gelen bu kelime, yoktan var edişten ziyade, bir gaye için bir şeyin ortaya konulması, çıkartılması, var edilmesi anlamlarına gelmektedir. Her varlığın sahip olduğu özellikler onun varlığının birer parçasıdır. Ve bu özellikler onun ne için var olduğunun birer belirtisi ve emaresidir. Yaratılan varlığın yaratılışındaki hikmeti gözlemek, onda var olan özelliklerinde onunla birlikte ele alınmasını, gözden kaçırılmamasını  gerekli kılar. Bu anlamda varlık alemine bakan kişi, o varlık ile birlikte, onda var olan özelliklerini de bir bütün halinde görmelidir. Yaratılış olarak nitelendirilen varlığın doğal yapısının özellikleri onu tanımada önemli ipuçları verir. Fıtrat bu anlamda var olan her şeyin ne hikmetle yaratıldığı, yaratılışını, o varlığın doğasını ifade etmek için kullanılmıştır.

Ayva ağacı yaratılışı fıtratı gereği ayva, gül ağacı da yaratılışı, doğası gereği gül verir. Güneş ve ay kendi yörüngesinde seyreder, hiç biri diğerinin rotasına girmez, girerse her şey alt üst olur. Aslan aslanlığını, koyun da koyunluğunu yapar. Ve her varlık o muhteşem bütünlüğün içinde sahip olduğu özellikler ile bütünlüğe güzellik katan, renk katan o bütünün bir parçasıdır. Her biri fıtratı gereği kendini yoktan vareden Yüce Allah’ın kendisi için çizdiği rotada hareket ederek, akıllara durgunluk veren bu dengenin bir yapı taşı olurlar. Bu bütünlükte hiçbir şey ne eksik ne de fazladır.

Ve insan... Rabbin kendisi için çizdiği rotadan çıkma, bütünden kopma, dengeyi altüst etme kabiliyetine sahip tek varlık. Bu kabiliyet ona bu muhteşem ahenge kendi iradesiyle katılabilmesi için verilmiş. Ve aslında yapı itibariyle o fıtratta yaratılmış. Doğası hakka yönelmeye müsait. Sadece O’na kul olması üzerine kurulu... İstenmiş ki kendisi kendi isteğiyle gönülden uysun, uyum göstersin bu ahenge... Rotadan çıktıkça hatırlatıcılar göndermiş Rabbim rotaya dönmesi için.

 

Hz. İbrahim...

6/79 Bakın  ben bâtıl olan her şeyden uzak durarak yüzümü gökleri ve yeri var eden Allah'a çevirmekteyim; ve ben O'ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!’

Müşriklerin bütün itirazlarına rağmen, Rabbimizin Resulullah aleyhissalatu vesselama buyruğu...

30/ 30 BÖYLECE SEN, bâtıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde [hak olan] dine çevir ve Allah'ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran: [ki,] Allah'ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin: bu, sahih [bir] din[in gayesi]dir; ama çoğu insanlar onu bilmezler.

Yeniden dirilişi reddedenlere cevap...

17/ 51 "Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek yakında."

Hakka teslim olmuş sihirbazların, Firavuna karşı duruşları....

20/72 Berikiler: ‘Bize gelen hakkın apaçık belirtilerini ve bizi yaratan varlığı bırakıp asla seni tercih edecek değiliz! Artık (hakkımızda) nasıl bir yargıda bulunacaksan bulun: sen ancak bu dünya hayatında [geçerli] yargılarda bulunabilirsin!

 

Hud (a.s) ve kavmi...

11/ 51 "Ey kavmim! Bu [uyarılar] için sizden bir karşılık da bekliyor değilim; benim (çabalarımın) karşılığı beni yaratan (Allah'tan) başkasına düşmez. Öyleyse, artık aklınızı kullanmayacak mısınız?"

Gelen elçilere uymaya çağıran bir hakk adamının söyledikleri...

36/ 22 "[Bana gelince,] neden beni yaratmış olan ve hepinizin dönüp varacağı Allah'a kulluk etmeyeyim?

 

İbrahim (a.s) ...

43/ 27 Hiç kimse[kulluk etmem], beni var etmiş olan hariç: beni doğru yola ileten O'dur!"

21/ 56 [İbrahim:] "Yoo!" dedi, "Ama sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir; yani, onları O yoktan var edip düzene sokmuştur: ve ben de bu gerçeğe tanıklık edenlerden biriyim!"

6/14 De ki: ‘Hayat veren ve hiçbir şeye muhtaç olmayan O dururken göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'tan başka birini mi dost edineceğim?’ De ki: ‘Ben  Allah'a teslim olanların öncüsü olmakla emrolundum  Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıranlar arasında bulunmakla değil’.

12/ 101 "Ey Rabbim! Bana nüfûz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. (Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda yakınımda olan/beni koruyup destekleyen Sensin: canımı, bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"

 

Ve Fıtrat

tüm kainatın Rabbe boyun eğişinin adıdır...

67/ 3 Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, [ne yüce]dir: Rahmân'ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun?

http://rahmetli645.blogcu.com 

Sentetizmin Sonu ve Fıtrat!



        Sentetizmin Sonu


        Bukalemunları geçin biyol. Onların renk skalasında yeri yok. Onlar, ne beyaz ne siyah, ne koyu ne açık. Onlara yanardönerlik yakışır. Onlar alacakaranlığın çocuklarıdır. Karanlığın adamlarına gece, gündüzün yiğitlerine gündüz görünmek için. Girdikleri kabın rengini alırlar, çünkü fıtrat boyalarına ihanet etmiş, renksiz kalmışlardır. Boyaların hası, Allah’ın boyası. Allah’ın boyası “fıtrat”tır, yani insanın doğası. Fıtratın boyası doğal boyadır, o boyanın üzerine sürülen tüm boyalar sentetiktir, yâni sûnîdir. Doğal olan, aynı zamanda gerçek olan, hak olandır. Sentetik olansa batıl olandır. Doğal olan ışığa, sentetik olan karanlığa benzer. Birincisi öze sinmiştir, ikincisi kabukta kalmıştır. Peygamberlerin ve onların getirdiği ilahi mesajın amacı insanın ve insanlığın doğal boyasını ortaya çıkarmaktır, fıtratları üzerine sürülmüş sentetik boyaları onlardan kazımaktır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, İslam öze yeni bir şey eklemek değil, özü kapatan, ona eklenmiş olan ziyadelikleri ayıklamaktır. Bu yüzdendir ki, müslüman oluş, bir “öze dönüş”ten başka birşey değildir. Ve müslümanın, kendisini belli etmek için sentetik boyalara, iğreti rozetlere, devşirme kimliklere, sümmettedarik nişan ve sembollere ihtiyacı yoktur. O, tabiî davranışlarıyla, çıkmaz ve solmaz rengiyle, tevhid ve adalet inancıyla, adil ve mutedil tavrıyla, özgün ve doğal rengiyle her yerde kendini belli eder. Hakk’ın fıtrat boyasıyla, batılın sentetik boyası arasındaki fark hemen farkedilir. Allah’ın insana verdiği renk, denizin, göğün, ormanın, yağız bir Arap atının, gülün ve yedi rengin tüylerinde cümbüş ettiği muhabbet kuşunun rengine benzer.


         Doğal renkler fırçaladıkça, kamçıladıkça parlar, sentetik ve sahte renkler fırçaladıkça, kamçıladıkça dökülür. Bakınız etrafınıza, Allah yolunda çile çekenlere bakınız, onlara Allah’ın verdiği rengin üzerlerinde bu denli parlak durması bundandır. Fıtratı bozulmamış olanların geçici sapmaları, günahkarlıkları, tökezleme ve yalpalamaları, Allah’ın renginin üzerine boya sürmeye benzer. Bu tipleri, Allah bela ve mihnet fırçasıyla fırçalayınca altından doğal renkleri çıkar. Bu nedenle çekilen kimi dertler bir “arınma” ve saflaşmanın habercisi olurlar.


         İçinden geçtiğimiz şu zor zamanlar, aslında rengini kaybetmiş kaç insanımızın doğal rengine dönmesine, kaç soluk renklinin renginin parlamasına, sentetik boyayla boyanmış kaç yitik kimlik ve kişiliğin kimliğini ve kişiliğini bulmasına vesile oldu, düşünsenize bir. Çekilen acılar, renklere vurulmuş fırça mesabesindedir. Bu nedenle, doğasına yabancılaşmamış olanların acıdan ve musibetten korkmasına gerek yok. Bir gülün rengini fırçalamakla sıyırabilir misiniz? Bir zümrütün yeşilini, bir yakutun alını, bir zafirin morunu kazıyarak çıkarabilir misiniz. Rengi doğal olan birşeyi fırçalamak, kazımak, olsa olsa onun rengini daha da canlandırır ve parlatır. Acı ve çileden sentetikler korksun. Çünkü fırça, sentetiklerin boyasını döker ve altından doğal olan çıkar. Allah’ın verdiği renkle, başkalarının verdiği rengi şöyle de kıyaslayabilirsiniz: Referansı beşeri ve seküler olan ideolojiler, insanımızı alırlar, 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl kafasını ve kalbini kendi sentetik boyalarıyla boyarlar. Fıtrat düşmanı sentetik ideolojiler daha çocuk yaşta eline aldığı yavruları, tüm öğretim süreci boyunca kendi sentetik boya kazanına kimbilir kaç kez daldırır ve çıkarırlar. Ancak, sonuç sentetikçiler açısından hiç de parlak değildir. Çünkü, onların 10, 20 hatta 30 yılda verdikleri renk, bir de bakmışsınız ki, kimi zaman bir sabah ezanıyla, bir yakın ölümüyle, birkaç çift sözle tiner dökülmüş yağlı boya gibi sıyrılıp çıkıvermiş, onların yıllar yılı uğraşarak verdikleri rengi, inanılmayacak kadar kısa sürede atıp kendi gerçek rengine, yani kimliğine dönmüş.


         Ben inanıyorum ki, sentetizmin ölümü çok ani olacaktır. Sentetizmin ölümü, doğal olanın dirilmesi anlamına gelecektir. İmaj çağında yaşadığımızı hatırlatacak olanlara, tebessüm etme hakkımı kullanırım ve sözü O’na bırakırım:

         “Allah’ın verdiği renk !.. kim Allah’tan daha güzel renk verebilir ki? İşte biz, (bu nedenle) yalnızca O’na kulluk ediyoruz.” (Bakara 13

                    Mustafa İslamoğluna dualarımla...http://dilsizmutercim.blogcu.com

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !