FE EYNE TEZHEBUN!

8/11/2009

DOGRU SÖZ VE GÜVEN DUYGUSU-2

Ne var ki son yıllarda kimi Müslümanlar, gerek birtakım kamu mallarına ve gerekse ‘inançsız’ olarak gördükleri kişilerin mallarına ve menfaatlerine yönelik ‘darul harpteyiz’ gibi gerekçelerle vefasızlık yaptılar. Elektriği kaçak kullanmak, toplu taşıma araçlarına biletsiz binmek vs.. bunun tipik örnekleri oldu. Bu davranış tıpkı bir zamanlar Beni İsrail’in, "Ümmilere karşı bize sorumluluk yoktur" sözleriyle, Mekke Araplarının mallarını haksızca yemeyi helal sayan anlayışına (3/Al-i İmran, 75) benzemektedir. Beni İsrail’in bu tutumu nasıl batıl ve vefasızsa –ki Yahudiler bu zihniyetlerinden hiçbir şey değiştirmediler-, ‘müslümanım’ diyen insanların bu tutum ve davranışları da batıl ve vefasızlıktır. Rabbimiz Allah yukarıda andığımız ayetlerde ölçüyü tartıyı tam yapmayı, insanların mallarını eksiltmemeyi açıkça emretmektedir. (7/A’raf, 85; 11/Hud, 85; 26/Şuara, 183) Bu ayetlerin üçü de Şuayb Peygamber’in, kavmine yönelik uyarılarıdır. Fakat hiçbir müslüman, Allah’ın Medyen halkından istediğini bizden istemediğini iddia edemez.

 

Ve bir kesit:Hudeybiye antlaşması Artık sıra metni imzalamaya gelmişti. Hiç beklenmedik bir şey gerçekleşti. O sırada yaşanan bir olay Müslümanların sabrını taşıran son damla oldu. Resulüllah anlaşma metnini imzalamak üzereyken bir gürültü, bağırtı duyuldu. Herkes dö­nüp baktı. Karşılarında ayaklarındaki zincirleri sürükleyerek Hudeybiye'ye kadar gelmiş Süheyl'in oğlu Ebû Cendel vardı. Süheyl, oğlunu Müslüman olduğu için kaçmaması için zincirle bağlayıp hapsetmişti. Hemen kalkıp oğlunun zincirinden tuttu. Diğer oğlu Abdullah Müslümanların arasındaydı ve Ebû Cendel'i de elinden kaçırmak istemiyordu. Süheyl anlaşmanın ilgili maddesini hatırlatarak oğlunun kendisine iadesini istedi. Resulüllah, anlaşmanın henüz imzalanmadığım, bu ne­denle Ebû Cendel'in istisna olmasını istedi. Süheyl kabul etmedi. Oğlunun iade edilmemesi durumunda anlaşmayı imzalamayacağım söyledi. Resulüllah, Ebû Cendel'i iadeye razı oldu. Müslümanlar inanamadikları bir duruma şahit oluyor­lardı. Resulüllah'a neler olduğunu anlayamıyorlardı. Anlamaya çalışıyorlardı ama nafile. Bu sefer Ebû Cendel'in yalvaran sesi yükseldi: 'Ey Müslümanlar! Beni iade edecek misiniz? Dinimden dolayı işkence yapanlara beni tekrar teslim edecek misi-niz? Bütün gözler Resulüllah'm üzerindeydi. Resulüllah üzüntülüydü. Ebû Cendel'e yaklaştı ve 'Ey Ebû Cendel! Bu toplulukla anlaşmayı yeni yaptık. Seni iade et­memiz gerekiyor. Sen biraz sabret. Allah'tan bu sabrının karşılığı iste. Hiç şüphe yok ki Allah sana bir çıkış yolu gösterecektir; sana ve diğer Müslümanlara bir kolaylık ve­recektir. Anlaşmaya vefasızlık yapamam. Verdiğimiz sözde durmamak bize yakışmaz dedi.*


Biz biliyoruz ki, Allah kuranda yaptığınız antlaşmalara sadık kalınız,karşı taraf bozmadıkça sizde bozmayın ve hükümlerine uyun diyor.Zira Müslüman ahitleştigi zaman ahidini yerine getirendir.Bu özellik onun asıl özelliklerinden biridirki güven verici bir özelliktir.Nitekim Yahudiler hemen her zaman oldugu gibi Medinede ahidlerine sadık kalmamalarının sonuçlarını (kendileri açısından)pek agır bir şekilde ödemek zorunda kalmışlardır.Müslümanlar ise tarihlerinin hiçbir bölümünde böyle bir duruma düşmemişlerdir.Bu ise onların yüz akı olarak aydınlatmış ve aydınlatacaktır da.Bu konuda şu,ayrıca ve öneminden dolayı bilinmelidir ki tarihte hiçbir devlet malen zayıflayarak tarih sahnesinden yok olup gitmemiştir.Gözümüzün önüne Mısırın firavunlarını,romanın Sezarlarını ,iranın kisralarını ve en son kisrası Rıza Pehleviyi getiriniz.Bunların hangisi parasızlıktan,ülkelerindeki parasızlıktan düzenleri yıkılıp gitmiş ve fukaralaştırıldıklarının sonucu olarak kaçanlar,ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır.Bugünden örnekler üzerinde durunuzki tarih tekerrür edip duruyor.Rıza pehlevi iran’ı parasızlıktanmı terk etti?Marcos pilipinleri,Duvailer Haitiyi ,yunan kralı konstantin yunanistanı hangisi ülkesi ekonomik bakımdan zayıfladıgı ya da kendisi fakirleştigi için o ülkeyi terk etmiştir?Bir örnegini bulamazsanız dersek mübalaga ediyor gözüyle bakmayınız tarihe bakınız.Gerek günümüz tarihine gerekse geride kalan asırlar tarihine …Yahudiler hemen her asırda her bulundukları ülkede zengindirler.lakin zengin olmaları paralarının çok olması onlara devlet olabilmek için yetmişmidir?Asırlar sonra tam 25 asır sonra devlet olmuşlarsa para ile mi olmuşlardır.Yoksa asıl faktör başka mıdır?


Müslümanım diyenin el-emin olması lazımki örnek olsun.Örnek olsunki insanların iyi örneklere ihtiyaçları var.Biliyoruzki bir insan bir fikri kitabından okuyarak tanımamaktadır.Önce bu fikri taşıyanlar vasıtasıyla o fikirle tanışmakta  ve bu tanışıklık uzun süre böylede sürmektedir.Peygamberlerle muhatap olanlarda onlarda gördükleri hallerin güzellikleri ahlaklarının düzgünlüğü sonucu,doğru sözlülükleri sonucu “Allah’tandır”dediklerine inanmışlardır ve getirdikleri dine girmişlerdir.Hz.Ebu bekirin islama girşinde ,Hz.haticenin islama girişinde bu gerçeği göz ardı edebilirmiyiz?Neden az düşünüyor,neden özümseyemiyoruz İslami doğruları?


Bu konuda önümüzdeki birkaç örnege bakıvermemizde aynı sonuca ulaştıracaktır bizi,Lepold Weis (60yıldan beri Müslüman adı Muhammed esed)in 1922’li yıllarda İslam dünyasına ilk geliş yıllarında indigi iskenderiyyeden kahireye trenle giderken kompartımanında bir haham,Avrupalı olarak kendisi ve bir mısırlı nın bulundugu ve yolculuk sırasında Mısırlının heybesinden çıkardıgı yol azıgını hahama ve kendisine ikram etmesinin kendisini ne denli çarptıgını ve Müslüman olmasında islama ilk ilgisini çeken olayın bu oldugunu  Mekkeye giden yol isimli kitabında okumuş olmalısınız.T.W.Arnoldun İNTİŞAR-I İslam tarihi  isimli eserinde sudanlı yada somali’li bir küçük pırtıcı (köylere katırının sırtında birkaç top basma,pazen ,v.s götüren satıcı)nın birkaç hafta kalarak mallarını sattıgı herhangi bir Afrikalı  köydeki ahlaki davranışlarının namazından dürüstlügüne kadar nasıl köy halkının toptan Müslüman olmaları sonucunu oluşturdugunu  bir çok örnek bulacaksınız.

Her hareketimiz inançlarımızın yansıması olmalıdır.Çünkü inanç cepte taşınan elde tutulan bir şey degildir.İnandıgımız şeyin gücü ile inancımızn gücü bunun için farklı farklı şeylerdir.Ne kadar inançlı oldugumuzu ortaya koyan gösterge pek basittir,neticeler!...

 

Alıntılar:İnanmak ve yaşamak-3

*Koksal, islâm Tarihi, 6/183





« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı